ITHACA’YA DÖNÜŞ

Ithaca, 2017

2016, Haziran ayında ilk kez New York’a geldiğimde Ithaca diye bir yer olduğunu bilmiyordum. Şimdi ise, bir sene aradan sonra, bugün yine Ithaca’dayım….

Hikayenin birazcık başına dönüyorum ve ilk olarak New York’a gelme sürecimden bahsetmek istiyorum. İstanbul’da doğdum, büyüdüm, okudum ve yoğun çalışma hayatında kendime bir etnograf olarak yer edindim. Fakat, kısa bir süre sonra İngilizce’yi hakkı ile öğrenmek istedim ve New York’a gitme planları yapmaya başladım. Yaklaşık 6 ay kadar süren kuluçka döneminden sonra 3 ay kalmak için yolculuğa başladım. Aslında hazırlık süreci ile geçen kuluçka dönemi kendi başına benim için bir başarı hikayesidir. O vakte kadar, dünyada bulunan milyonlarca yerden birine gidebilmek için çeşitli planlar yapmıştım fakat hiçbiri için kuluçka dönemini atlatamamıştım. Zamanla hazırlık sürecini daha fazla ciddiye aldım. Hatta bu sürecin kimi zaman iki sene kimi zaman çok daha uzun yıllar sürebileceğini bile anladım. Neticede, uçağa bindim ve yolculuğa başladım..

New York, 2016

New York’ta ilk günlerim karmaşa içerisinde geçti. İlk olarak, NYC’de yaşayan ve bana her daim yardım eden arkadaşlarım Harlem’de oda bulmama yardımcı oldular. İlk kültürel şoku da bu vesile ile yaşadım. Ev sahibi Dominikli bir karı koca idi. Hatta yaşadığım mahalle genel olarak Dominikli idi. Ne demek yani Dominikli derseniz? Belirgin bir cevabım yok ama bende kalan duyusal hatıraları şu şekilde sıralayabilirim: İspanyolca müzikleri ve dansları ile dolu müthiş eğlenceli berberler; akşamları maç izlemek için sokağa çıkarılan televizyon, tüm aileyi birleştiren bir barbekü, nasıl yenildiğini anlayamadığım kaktüs yapraklarının satıldığı marketler ve ocakta demlenen kahve kokusu…

New York, 2016

New York’a dair bahsetmeye başladığım bu ilk hatıralar şimdilerde ne kadar keyifli olsa da o zamanlarda sadece kaostu. Manhattan, bu zamana kadar izlediğim Amerikan yapımı dizi ve filmleri vesilesiyle bende sürekli olarak bir “tanıdıklık” hissi uyandırıyordu. Fakat bu coğrafyaya dair daha önceden edindiğim ve gerçek bir deneyim diyebileceğim hiçbir şeye sahip değildim. Bu yüzden tamamen arada kalmıştım. Şehrin binaları, dizilimi, renkleri ve subwayi kafamda yer etmiş imajla örtüşüyordu. Fakat içinde bulunduğum süre içerisinde ben, çoğunlukla ne yapacağımı bilemiyordum. Yani başka bir deyişle; daha önce hiç bulunmadığım bir yere gittiğimde kendimi “tam bir yabancı” olarak hissetmem oldukça normalken; aslen daha önce hiç bulunmadığım ama sürekli olarak tanıdık gelen bu yerde “tam bir yabancı” hissedememek benim için müthiş bir “arada kalma” hissi yaratıyordu.

New York, 2016

Bu vesileyle Manhattan’a daha fazla dayanamayacağıma karar verdim ve kısa bir süre sonra Brooklyn’e taşındım. Brooklyn’i, İstanbul’un Anadolu yakasına yani yaşadığım yere benzettim. Bu sebeple daha hızlı bağ kurdum. Manhattan’a nispeten daha keyifli geçen Brooklyn günlerim, ülkede yaşanan Temmuz 15 olaylarından dolayı darbe aldı. Bu olaylarla birlikte, tüm şehir ve artış gösteren “arada kalma” hissi beni tamamen boğmaya başladı. Böylelikle ani bir karar aldım ve bilgisayarımın başına geçerek 2 gün sürecek bir araştırma yapmaya başladım.

Google’ı ilk açtığımda ilk olarak “farm, volunteer, new york” anahtar kelimelerini yazdım. Çeşitli kaynaklardan bir süre sonra yıllık ücret üyelik sistemi ile hesap açtığım http://wwoof.net/ sitesinin https://wwoofusa.org/ alt sitesine erişim sağladım. Bu site, USA içerisinde bulunan organik çiftlikleri ve bu çiftliklerde gönüllülük esasına dayalı çalışmak isteyen kişileri buluşturmaya aracı oluyor. Gönüllü olarak çalışma süresi haftada 5 gün ve 5’er saat ile sınırlı. Kişiler arasında para geçerli değil. Çiftlik sahipleri kişilere kalacak yer ve yemek imkanı sunuyor. Tekrardan belirtmem gerekirse, http://wwoof.net sitesine baktığınızda destinasyon olarak dünyanın herhangi bir yerini belirleyebilir ve gidebilirsiniz.

Bu sistem sayesinde kendi istek ve beklentilerime uygun filtrelediğim yaklaşık 10-15 çiftliğe e-posta attım. Ve gelen ilk cevaba “tamam” dedim, otobüs bileti aldım ve yine yollara düştüm.

İşte, Ithaca ile bu şekilde tanıştım…

Ithaca, 2016

Otobüsten indiğimde beni ev sahibi Jane Marie Law, eşi, kızı ve minik köpekleri karşıladı. Güzel bir akşam yemeğinden ve tanışma faslından sonra “bir yere uğrayacağız sonra eve gideceğiz” dediler. Uğradığımız yer Ithaca’da bulunan Ekoköy idi. O zaman bu köy hakkında da bir fikrim yoktu. Eve geldikten sonra Jane Marie kalacağım yeri ve bulunduğumuz araziyi bana gösterdi. Yine film ve dizilerden aşina olduğum mahalle; muntazam ve parsel kelimelerinin hakkını verecek nitelikteydi. Fakat benim kalacağım arazi diğerlerine nazaran farklıydı.

Ithaca, 2016

Jane Marie Law, Ithaca’da bulunan Cornell Üniversitesi’nde Asya Kültürleri üzerine çalışan, özellikle Japon dinleri ve ritüelleri alanında ders veren bir profesör. Çocukluğu ise Montana eyaletinin kuzeybatısında, çiftlik ve tarımcılık ile uğraşan küçük bir kasabada geçmiş. O dönemlerde hem tarım hem de çiftçilik hakkında edinilmiş bilginin diğer insanlara aktarımı oldukça doğal ve kolayken zaman içerisinde şirketlerin artan gücü ve toplumdaki iktidar yapılarının değişimi insanlardan suyu, yiyeceği ve en önemlisi de edinilmiş bilgiyi elinden almış. Bu durum, kendi yaşamlarını yabancılaşma hissiyle devam ettiren topluluklara sebep olmuş. Jane Marie, tam da bu noktada, çoğu insanın yiyeceklerin nereden geldiğine ve nasıl yetiştiğine dair bilgisini yitirdiğini ifade ederek uzun yıllar süren akademik kariyerine bir proje daha ekleme kararı almış. Öncelikle “küçük ölçek” üzerine odaklanmış. Ve değişimi kendi evinde, kendi arazisinde başlatmış.

Ithaca, 2016

Ithaca, 2016

İlk olarak 2 tane keçi ve biraz da tavuk almış. Üzerinde çok vakit geçmeden 2015 yılında yan komşusunun vefatı sonucu satılan evi anıları ile birlikte satın almış. Fallen Tree Center for Resilient Future bu şekilde bir düşünceden sıyrılmış ve gerçeğe dönüşmüş. Jane Marie, kendi yaşadığı mahalleyi “büyük araziler içinde ucuz evlerde yaşayan insanlar büyük bir yabancılaşma hissi ile bir arada yaşamaya devam ediyorlar” şeklinde tarif ediyor. Daha önceden de bahsettiğim gibi “küçük ölçeğe” inanan Law, önce küçük problemleri çözmek istediğini sonra etrafı ile ilgilendiğini aktarıyor.

Ithaca, 2016

Sadece 2 sene önce başlayan Fallen Tree Center ile ilk buluşmam birinci senesinde gerçekleşti. 2016 yazında 28 gün geçirdim. Yaşadığım arazideki ev 3 oda, 1 salon, 1 mutfak ve 1 tane de meditasyon odasından oluşuyor. Arazi içerisinde 1 tane gelişmekte olan ekip-biçilecek toprak, 1 tane tavukların bulunduğu yer, arılar ve arılar için ekilmiş çiçeklerin bulunduğu bahçe yer alıyordu. Ailenin yaşadığı arazide ise keçiler ve yine tavukların birlikte yaşadığı küçük bir alan bulunuyor. Geçen sene ilk kez çiftçilik ve tarım üzerine “giriş” niteliğinde bir deneyim yaşadım. Arıların kovanından gelen bal kokusunu algılamam 1 haftamı aldı. Keçilerle sabah arazinin sınırları içerisinde yürüyüş yaptım. Bol bol ot yoldum. Böceklerden korkmadım. Toprağı kazdıkça solucanlara baktım. Evde yaşayan herkesle birlikte yapılan vejetaryen yemekleri, bilmediğim sebzeleri keşfettim. Etrafta yürüdüm. Bulunduğum coğrafyadaki yeşilliğe genel olarak hep şaşırdım. Ağaçların boylarına, aralarına yapıverilmiş evlere baktım. Sincapların panik içerisinde koşturmasına her daim güldüm. Lokal üretim-tüketim imkanlarını göz yaşları içerisinde alkışladım. Sadece organik ürünlerin satıldığı marketlerden poşetsiz alışveriş yapmayı öğrendim. Kuş gözlemledim. Derken, 28 günü doldurdum.

Geçen sene tüm bunlarla tanışmaya yeni başladığımda Jane Marie bana “bir şey yapmak istiyorsan sadece yap. Kimsenin bir öğreticiye ihtiyacı yoktur. Ağaçlar hakkında bir şey öğrenmek istiyorsan ağaca sor. Keçi hakkında bir şey öğrenmek istiyorsan keçiye sor” demişti. Bu sene bu cümlesini yeniden tekrarladı.

Geçen seneyi yukarıda paylaştığım minik bir video ile görselleştirmek istedim. Şimdiye dönecek olursam…

Geçen sene tüm bu deneyimlerimden sonra yine İstanbul’a döndüm ve yine kuluçkaya oturdum. Düşündüm, biriktirdim, istedim, bekledim ve yeniden buraya geldim. Aradan 1 sene geçmiş olmasına rağmen burada işler daha da yoluna girmiş. Şimdi neredeyse her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bu öğrendiklerimi bir sonraki yazılarda ele alacağım.

Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir