Mardin’de deniz yok diyenler beri gelsin !

Mardin’de deniz yok diyenler beri gelsin !

Mardin’i yazmak kolay değil. Deneyimli blogger’ların, yılların eskitemediği seyahat köşelerinin ince ince anlattığı tarihi aktarımı tekrarlamak niyetiyle değil, 2016 Ekim ayında neden Mardin’e gittik, derdimiz neydi, nelerle karşılaştık, içimizi ısıtanları arkadaşlarımızla paylaşmak için başladık yazmaya…

mezopotamya

Yaklaşık 10 yıl önce Mardin’de bir gün kalabilmiş, Mezopotamya’yı deniz gibi görenler grubuna katılmış ve buraya özel olarak yeniden gelirim demiştim. Yıllar ne çabuk geçmiş. Alın size hayalleri ertelemenin canlı bir örneği!

Yolculuk başlasın…

Özgür ile düştük yollara, yol derken Sabiha Gökçen Havaalanı’na doğru tabi, yanlış anlaşılmasın. 1,500 km’lik karayolu yolcuğunu göze alamadığımız için uçağa atladığımız gibi kendimizi 1 saat 20 dak sonra Mardin’de bulduk. Çok bilinmediğini farkettim, o yüzden vurgulamak isterim ki, Mardin’de gayet şirin ve yeterli bir havaalanı var. Mardin’e ben de çok gitmek istiyorum diyenler, sesim geldi di mi…

Mardin Havaalanı'nın cephesi kufi yazı stili esinlenilerek tasarlanmış.

Mardin Havaalanı’nın cephesi kufi yazı stilinden esinlenilerek tasarlanmış.

Niyetimiz plansız, programsız sokaklarında dolaşmak, turist olmanın bir gıdım fazlasını yaşamaktı (açıyorum parentez, arabası, oteli önceden ayarlanmamış bir seyahat ve Nesli aynı cümle içinde kullanılamaz ama bunu deneyimlemek için hazırdım ya da öyle olduğumu sanıyordum.)

Turist olmayalım dedik demesine de, tipimiz, kılığımız, hayranlıkla etrafa bakınan çipil gözlerimiz ve tabi ki fotoğraf makinemiz ile hemen dikkatleri üzerimize çekiverdik. Neredensiniz, ne yapıyorsunuz, aa gezmeye mi geldiniz, ne iyi ettiniz sözleri ile karşılanıverdik, içimiz kıpır kıpırdı.

Havaalanından yürümeye başlayan iki sırt çantalıya ne yazık ki son 1 yıldır pek rastlanmadığı için –Suruç’tan sonra durum böyle imiş- yadırganmış olmalıyız ki hemen bir taksi yanımızda duruverdi. Mardinli ve Almanya’da yaşayan bir arkadaş, uçakta bizi fark etmiş, samimiyetle bizi merkeze bırakabileceğini söyleyip tuttuğu taksiye davet etti. Atladık ve başladık yolda sohbete… Hatta Türkiye telefonu açık olmadığı için Almanya’daki eşine sağ salim vardığını haber verememiş, aradık haber verdik. Araç kiralamak istediğimizi söyleyince taksi şöförünün tanıdığı yerel bir kiralama ofisinde onunla vedalaştık. Sabahın erken saatlerinde attığımız ilk adımla birlikte bu sıcak karşılama ve yakınlık, seyahatimizin nasıl geçeceğine yönelik bir işaretmiş meğer…

 

İlk durak – Mezopotamya Çay Bahçesi

mardin_firin

Mardin’in sokakları peksimet kokuyor.

Boydan boya sağlı sollu dükkanların, bankaların bulunduğu 1. Cadde üzerinde biraz yürüyüşün ardından Hasan Ayyar Çarşısı’na rastlayınca Mardin’in leziz peyniri, fırından yeni çıkmış pidesi yanına domatesi ve salatalığı derken ilk alışverişimizi yapıp kendimizi Mezopotamya Çay Bahçesi’ne atıverdik. Mezopotamya’nın akıl almaz manzarasına karşı kurduğumuz zengin bir kahvaltı soframız, nefis çayımız, çay bahçesi sahibinin hoş sohbeti bizi öyle sarmış olacak ki kaldığımız 5 gün boyunca kahvaltı ritüeli bu şekilde devam etti.

Ardından sokakları arşınlamaya başladık, durakladığımız noktalarda, çay kahve içtiğimiz mekanlarda sohbetler hep aynıydı, “ne iyi ettiniz de geldiniz, söyleyin arkadaşlarınıza eşinize, dostunuza onlar da gelsinler, burada güvenlik problemi yok”

mardin_view

Mardin Kalesi’ne doğru yürürken sokakta oynayan çocuklarla azıcık sohbet ettik, birinin elinde ahşap bir oyuncak, topaç gibi çevirip duruyor. Bizi görünce olayı iyice şov haline getirdi, meğer oyuncağı geçen yaz bir Fransız bırakmış. Fransız’ı duyunca ben bir an kalakaldım, bu ülkede yaşayan bizler neredeydik bugüne kadar ya da neredeyiz…

Video için alttaki linki tıklayınız:

Mardin’in dar sokaklarında tatlı bir sürpriz…

Gittiğimiz Avrupa şehirlerinin sayısı ile bu bölgemizde ziyaret ettiğimiz şehirlerin sayısını gelin karşılaştıralım. Bunu kimseye söylemek zorunda değiliz ama kendimize söyleyelim hiç değilse…

zinciriye_medresesi

Sarı sıcak Mardin Evleri

Hepimiz Mardin’in sarı sıcak fotoğraflarını biliriz, şahane gün batımı karelerinin sebebi evlerin yapım malzemesi olarak kullanılan sarı kalker taşı… Taş kolay işlenebildiği için evlerin içi ve dışı dantelvari motiflerle bezenmiş, taş ustaları kumaşı işlercesine duvarları nakışa çevirmişler. İnsan saatlerce bakabiliyor, o kadar güzeller. Evin kapısından adımınızı attığınızda sizi karşılayan iç avlu, yazın yaşamın geçirildiği yarı açık eyvan, gün ışığından korunmak için ustaca oluşturulmuş mimari plan geleneksel bir Mardin evini anlatmak için ancak bir giriş cümlesi olabilir.

mardin_ev_avlu

Evlerin birbirinin önünü kapatmayacak ve manzarayı engellemeyecek şekilde akılcı bir planlama ile yapılmış olmasına ve ön cepheleri itibariyle ıslık çaldıracak ihtişamıyla Mezopotamya manzarasına selam verir gibi yükselmelerine gelişme dersek, sonuç için kendi deneyiminizi oluşturmanız çok değerli olacaktır.

mardin_evi

mardin_evleri

Mardin seyahatinin kıymeti, bir dostumuzun eskiye ve dokuya uygun ve müthiş zevkli restore ettiği eski bir Mardin evinde kalınca katbekat arttı. Bize yaşattığı bu deneyim için, evini bize açtığı için, Mardin taşının sıcaklığını paylaştığı için kendisine müteşekkiriz. Bu şansa sahip olmak çok özel birşey, yine de üzülmeyin diyoruz çünkü Mardin’de gerçekten bu hissi yakalayabileceğiniz çok güzel oteller mevcut. Hızlı bir internet turu ile bütçenize ve zevkinize uygun mekanı seçebilirsiniz.

Dar sokakları ve evlerinden altından geçen abbara’ları ile yürüyerek kenti keşfederken burasının farklı olduğunu düşündüm hep ve bir türlü doğru ifadeyi bulamamıştım. Döndükten sonra biraz internet karıştırırken 1930’larda Mardin’i ziyaret eden ve kentin mimarisi ile ilgili araştırma yapan mimar Albert Gabriel’in “Bu Doğu kentinde çok ender karşılaşılan bir soyluluk havası var.” sözünü görünce dedim bu cümle acaba duygularıma tercüman olur mu… Daha iyisini bulana kadar olur diyelim. Yetmedi farkettiyseniz, daha özelini bulmalıyım!

Aşure sürprizi 

asure

Günlerdir aşure olsa da yesek diye kıvranırken birden bir anons ile gözlerimiz parladı :

“Cumhuriyet Meydanı’nda aşure dağıtımı olacaktır.”

Nasıl koşarak gittiğimizi görmeliydiniz. Fakat değdi, sanırım hayatımda yediğim en muhteşem aşure idi, havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama -anneciğim duymasın- cidden “en” idi. Belediye erkanı ile birlikte ılık aşurelerimizi alırken bir kase daha alalım diyen vatandaşın azarlandığını görmesem aynı azarı ben işitecektim, sıyırdı geçti, tadı da damağımızda kaldı.

 

Kebapsız Mardin olur mu- “Yusuf Usta’ya selam olsun”

Yemek yemeyi seviyorsanız güzel ve yeni tatlar bir seyahati zirveye taşır diyenlerden olmalısınız. Gider gitmez esnaf ile sohbet ederken nerede yiyelim’i sormayı ihmal etmedik tabi, Yusuf Usta ile tanışmaya gittik. 1. Cadde üzerinde, bulması pek kolay mekanda Usta fıstıklı kebabı öyle bir leziz yapıyor ki, helva gibi ağızda dağılıp eriyor.

kebap

Mardin’de şıkırtılı, müzikli restoranlar da var, müzik dinlemek için uğradığımız oldu ama Yusuf Usta’nın her gün ayrı bir kebabını deneyerek et ve protein stoklarımızı full’ledik! Of olsa da yesek…

Deyrulzafaran Manastırı

deyrulzafaran_manastiri

Deyrulzafaran Manastırında gün batımı...

Deyrulzafaran Manastırı’nda gün batımı…

Daha önceki Mardin seyahatimde Manastırı ziyaret etmiştim, hatırladığımdan çok daha yakınmış şehir merkezine. Gün batımına yakın vardık ve akşam üzeri 16.30’daki son tura katıldık. Mekanı yalnız gezemiyorsunuz, bize din adamı Gabriel Akkurt rehberlik etti, kendisini hiç unutmayacağım. Güneş Tapınağı, anlatılana göre 4 bin yıl öncesine ait, yapılışında tabi mucizeler falan var da sevgili Gabriel Akkurt’un neşesi, esprileri, yaklaşımı öyle muazzamdı ki sanırım ben onun sıcaklığına odaklanmışım. Bu arada “deyrul”un kelime anlamının manastır olduğunu, “zafaran”ın safran olduğunu ve nefis aroması ve kokusuyla bir çaykolik olarak zafaran çayının tadını bu gezimizde öğreniyorum.

Manastır bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biri. Mardin Metropoliti’nin ikametgahı olan Manastır’da bu topraklara gelen ilk matbaa unvanıyla 1876’dan bu yana burada korunuyor.

Mardin çarşısı

Mardin’de dükkanların dış cephesindeki düzen ilgimizi çekti. Bir zamanlar İstanbul Taksim İstiklal Caddesi’nde yapılmaya çalışılan ve başarılı bir sonuca ulaşamayan tek tip tabelalama Mardin’de “Sürdürülebilir Turizm Projesi” kapsamında hayata geçirilmiş, pek de güzel olmuş. 1. Cadde’de bulunan tüm iş yerlerinin dış cephesi yenilenmiş, onarılmış, biz pek beğendik, yapanların eline sağlık diyoruz.

Mardin peynirine bayıldık. Siz de denemek isterseniz Musa'nın telefonu 0536 334 94 55. Selamımızı söylemeyi unutmayın ;)

Mardin peynirine bayıldık. Siz de denemek isterseniz Musa’nın telefonu 0536 334 94 55. Selamımızı söylemeyi unutmayın 😉

Mardin çarşısında gümüş işleri yoğun ancak buraya özgüdür diye bildiğimiz telkari işleri artık çok da yoğunluk oluşturmuyor kuyumcu vitrinlerinde. Nasıl oluştursun ki, nesillerden aktarılan bir işçilik bu ve artık nesiller telkari yapmak yerine Mardin dışında ne yaparız diye göçüyor bu topraklardan. Derken Dara’yı yazmaya başlamadan ufak bir paragraf açayım; Dara köyünde çocuklarla antik kalıntılara yaklaşabilmek için evlerin damında sekerken bizi evine, avlusuna davet eden, Fransa’da yaşayan biriyle tanışıyoruz. Hemen o muhteşem yayık ayranından ikram ediyorlar ailecek. Soluklanırken biraz sohbet ediyoruz ki, önce Fethiye’ye göçmüş kardeşleriyle, denizi ve denizciliği öğrenmiş, şimdi Fransa’da kaptanlık yapıyor. Mardin’de deniz yok ama alaylı olarak kaptanlığı öğrenmiş bir arkadaşımız oluyor, İtalyan eşi ve 9 aylık bebekleriyle bir gün önce gelmişler daha. Bebek hava değişimden biraz rahatsızlanmış, hava Ekim olmasına rağmen 30’larda, anne ile bebeği bu nedenle göremiyoruz. Kaptan arkadaşımız Fransızca’sının ne kadar mükemmel olduğunu anlatıyor. İşin sırrı Kürtçe’de kulanılan gırtlağın Fransızca’da işe yaramasıymış, aksanlar çok yakınmış. Pek hayran kalıyoruz bu duruma.

Mardin çarşısına geri dönersek mavi badem şekeri, tarçınlı badem şekeri ikramlarında esnafın adeta yarıştığını söyleyebiliriz. Helvası, dibek kahvesi, zafaran çayı bizim almalıyız dedimiz ürünlerinden oldu, tesadüfi olarak seçtiğimiz Davut Selim’in ürünlerinden memnun kaldığımızı da buraya yazıverelim.

Midyat yolları

Mor (Aziz) Gabriel Manastırı

Mor (Aziz) Gabriel Manastırı

Midyat’a doğru yola düşerken, şehirden uzaklaşmak güvenlik problemi yaratır mı endişesi ile biraz gerilmiş olsam da çok uzun sürmedi. Bunun sebebi şehre gelişimizin ikinci gününde Mardin-Diyarbakır karayolunda tatsız olayları duymamız idi, fakat İstanbul’da çalıştığım ofise 3-5 km ötesinde yaşanan olaylardan farksız olmadığını düşünüp hemen o moddan kendimi kurtardım. Seyahatimizin devamında da bir tedirginlik duymadım, aksini düşündürecek bir olay ile de karşılaşmadık. Midyat’a gelince… Açıkçası Midyat’ı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Mardin’den sonra beni ne kadar etkileyebilir ki… Derken o hiç öyle olmadı işte. Midyat, Mardin eski şehrine çok benziyor, onun biraz daha minyatürü ve sokaklarında yine tatlı çocukların rehberliği ile hiç yabancılık çekmediğimiz bir yer oluverdi.

mor_gabriel_son_aksam_yemegi

‘Son akşam yemeği’ tablosunun replikası yerel bir ressam tarafından yapılmış.

 

Mor Gabriel Manastırı

Öğrendiğimize göre Manastır, 397 yılında Mor Şmuel ve öğrencisi Mor Şemun tarafından, bir Zerdüşt tapınağının kalıntıları üzerinde inşa edilmiş. Dünyanın en eski Süryani manastırlarından biri olduğu iddia ediliyor. Mor kelimesinin renkle ilgisi olmadığını, aziz anlamına geldiğini burada öğrendik. Şaşırdık mı şaşırdık…

Midyat'lı arkadaşlarımız var artık. Devran ve Zeki...

Midyat’lı arkadaşlarımız var artık. Devran ve Zeki…

Midyat’a geri döndüğümüzde rehber genç arkadaşlarımız Devran ve Zeki ile Midyat’ın labirent sokaklarını arşınlamaya başladık. Onların ısrarı Sıla dizisinin çekildiği konağı bize göstermekti ama nedense direndik, yerli dizilerden hoşlanmayan kibirli bir şehirli davranışıydı kanımca –özeleştiri- ve onlarla birlikte Muhittin Usta’nın kebaplarına doğru yürümeye koyulduk. Güzel bir esnaf kebapçısında karın doyurmanın da keyfi bir başka…

Devran ve Zeki Midyat’taki mağaraları hiç gezmemişler, birlikte mağaraları gezip bir de paçalı güvercinlerle kaynaşınca birlikte kikir kikir gülerek neşelendik. Midyat gerçekten beklediğimizden çok daha büyük, yerleşim alanı ve çarşısı ile Mardin’e eş değer bir şehir adeta. Hatta şehir merkezi bile olabilir gibi geldi bize. Tabi devlet büyüklerimiz bilir, vardır bir bildikleri. Bu kısa gün yetmedi ama arkadaşlarımız ile vedalaşıp, dolunayın bizi adeta bir görsel şov eşliğinde selamlaması ile bir iç geçirip Midyat’a doyamadan ayrıldık.

 

Taklacı güvercinler Mardin'in sembolü gibi...

Taklacı güvercinler Mardin’in sembolü gibi…

Dara Harabelerini kimler biliyor?

dara_harabeleri

Açıkçası ben sadece ismini duymuştum. Şimdi de ne kadarını biliyorum tartışılır ama en azından Güneydoğu Anadolu’nun Efes’i olarak tanımlanacak büyüklüğe sahip, çok etkileyici bir antik kent olduğunu biliyorum. Mardin Nusaybin yolundan 30 km gidiyorsunuz ve bir antik kentin üzerine kurulan Dara köyüne varıyorsunuz. Yıllar yıllarca üzerinde köyün çocukları ve gençlerinin futbol maçı yaptığı saha dahil ciddi bir kazı çalışması yapılmış Dara’da, fakat muazzam sonucu gören, şehri ziyaret eden bölgenin yerel insanlarından öteye gidemiyor. Sanırım beni burada en çok etkileyen bu oldu. Zindan olarak adlandırılan eskiden sarnıç olduğu düşünülen mekanı gezerken çocuklarla sohbet ediyor ve adaşımı bulup mutlu oluyorum… Kimseler yok, gelen, kıymetini bilen de yok.

Zindan diye adlandırdıkları yer Roma döneminde tahıl ambarı olarak kullanılmış.

Zindan diye adlandırdıkları yer Roma döneminde tahıl ambarı olarak kullanılmış.

Sit alanı olduğu için burada yaşayanlar dertli, çünkü evlerini büyütemiyor, alanlarını geliştiremiyorlar. Bir anlamda göç dayatması ile karşıkarşıyalar. Antik kentin bilinmesi, kazılarla ortaya çıkartılması hayatlarını olumlu yönde etkilememiş bu köy Suriye’ye sadece 7 km ötede. Bu gerçeğin farkında değilmişim o ana kadar, içim ürperiyor sınıra doğru bakarken ve yerel rehberimizin ev sahipliğinde şehrin ortaya çıkartılan mezarlarını gezip, köy içinde kendimizi kaybediyoruz.

su_sarnici

Su Sarnıcı köy yolu üzerinde karşımıza çıkıyor.

Gezdik, bitirdik derken büyülü vadide biraz daha öteye gitmek istiyoruz. Yolda birilerine rastlayıp, devam edin ileride güzel bir şelale var diyorlar. Özgür şelale de şelale diyerek yola devam ediyor. Vardığımız köyün adını hatırlamıyorum ama şelaleye gitmek yerine evinin bahçesinde bana nar ikram eden yaşlı teyzem ile sohbete karar veriyorum. Yıllarca kızı ve oğlunun yanında İstanbul’da Taksim Tarlabaşı’nda yaşadığı için epey Türkçe öğrenmiş teyzem. Çok tatlı, bana su da veriyor –hava Ekim sonu olmasına rağmen 28, 30’larla- Köyde gençlerin kalmadığını anlatıyor, tüm gençler göçmüş. Kendi çocukları da dönmek istemiyormuş, neden dönsünler ki diyor. Benim uzun yıllar çalıştığımı duyunca, bizde kadının çalışması ayıptır diyor. Biz varız, erkek kardeşleri var, neden çalışsın ki… Ayıp. Ayıp. Nasıl da güzel anlatıyor… İki hafta sonra kocası ile yine İstanbul’a gideceklermiş, gözü parlıyor çocuklarına kavuşacak diye. Ayrılırken bulun beni Tarlabaşı’nda diyor…

Hayran kaldığımız el yapımı otobüs ve kamyonlar

oyuncak_araba

Öyle güzellerdi ki, bu başlık onlara az bile. Özgür farketti çocukları ve bir anda nasıl döndüyse karşıdan gelen arabalar bizi hafiften sevgiyle selamladılar! Fakat ne iyi etmişiz aniden durarak… Özene bezene yaptıkları, direksiyonu ve tekerlekleri ile sürdükleri tel arabaları bir süslemişler ki, kamyon ve otobüs olarak trafiğe çıkacak kadar olmuşlar ! Çok sevdik onları biz…

Mardin’de gezilecek yer çok

ulu_camiiZinciriye Medresesi, UluCami, Kırklar Kilisesi bizim ziyaret noktalarımız arasında yer aldılar. Fakat göremediğimiz pek çok yer kaldığını söyleyebilirim.  Biz heryeri özellikle bitirmedik, 10 yıl geçmeden tekrar gideceğimizden o kadar eminiz ki…

Yeni yıla yaklaşırken hepimiz hayaller kurmaz mıyız? Yeni seyahat rotaları belirleyip heyecanlanmaz mıyız… Umarız bu yazının bir küçük notu ya da bir görseli hayalleriniz arasına Mardin’i de konduruversin 🙂 Mardin’deki koskoca deniz sizi bekler…

midyat_dolunay

Seyahatimizin en’lerinden…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir