Salda Gölü

Neresiydi bu Salda?

Bugüne kadar durup durup 2017’de nasıl bu kadar popüler olmuştu?

Seyahate tutkun, ülkenin pek çok yerine defalarca gitmiş iki seyahat aşığı olarak nasıl kaçırmıştık bu güzelliği… Yerli Maldivler idi madem, bugüne kadar nasıl yolumuzu düşürememiştik.

Cevabı basit : Bilmiyorduk, duymamıştık ve hiçbir yerde okumamıştık.

Bu sosyal medyaya söyleniyoruz, yazılan her yere akın oluyor, keşfedilmemiş yer de kalmıyor, bıdı bıdı diye ama bu kez bizi sarsmış ve harekete geçirmişti  bu Salda paylaşımları ile.

İşte bu sorular, merak ve heyecan ile Salda’yı programımıza aldık. Kaş’a inmeden önce Salda keşfi yapacak ve gözlerimizle görecektik.

Bu yolculuk Salda ile başlayacak, ardından Kaş, Fethiye, Dalyan, Bodrum ve Çeşme’ye doğru yine 1 ay kadar sürecekti. Pudu yolculuğa hazırdı. Suyunu doldur, buzdolabını yerleştir, tuvaletini hazırla, mutfak eşyalarını gözden geçir, yatağı yap, bisikletleri yerleştir filan derken seyahat kontrol listesini tik’ler atarak tamamladık. Bu hazırlık, eşyaları eksiksiz yükleme süresi tam bir gün sürüyor, karavan yolculuğu böyle bir şey…

Hayalimiz şu mucizevi  bembeyaz gölde yüzmek belki hatta yüzmeden öylece durmak,  geceleri sessiz kampımızda samanyoluna bakarak hayallerimiz arasında yolculuk etmekti. Bu düşler arasında yolculuğumuz akarken ve biz instagram’da hikayeler paylaşırken yakın bir arkadaşımız “aaa orada Agartha Festivali başladı, hem de tam bir hafta sürecek, ona mı gidiyorsunuz yoksa?” diye bize mesaj attı. Bu Agartha da nedir, onu bile bilmiyoruz, araştırdık hiç bizlik değil, yani an itibariyle kurulan huzur ve sukunet hayallerinin tam tersi bir aktivite! Gidene kadar aldı mı bizi bizi bir kaygı, bir can sıkıntısı…

Yollar yolları takip etti, Burdur Gölü’nü geçip navigasyon dostumuz Tomtom bizi gece yarısında Salda’ya ulaştırdı. Nasıl karanlık, etraf zifir, göle paralel yol alırken ve nerede kalırız derken ağırdan ağırdan devam ediyoruz.  Bir taraftan da festival nerede, ses var mı diye dikkat kesilmiş durumdayız, ama ses seda yok, oh diyoruz.

Bir sürü çadırın olduğu bir kamping alanından geçtik. Genelde bakir alanları sevdiğimiz için pek sarmadı, devam ettik. Tam” duralım artık” bu yol böyle sürüp gidecek derken karşıdan gelen bir araba yanımızda durdu, küçük çocuklu bir aile var içinde. Baba “kamping alanı var mıdır ileride?” diye sordu, dedik “şuradadır dosdoğru git…” “Eh siz de devam edin orada da göl kenarına kamp atanlar var, tam karavanlık” dedi. Birbirimize gecenin o saatinde rehber olduk. Böyle mucizevi şeyler oluyor hayatta, ben artık inanıyorum. Buna benzer bir yardımı bir de Zagrep’te almıştık. Zagrep havaalanı yenilenmişti ve Tomtom’un bizi götürdüğü yerde ne uçak ne de pist vardı! Gece yine 12’yi aşmış, bildiğin kör karanlık. Yine karşıdan bir adam çıkagelip, “aaa havalanı taşınalı bir ay bile olmadı ama yakınsınız, işte şu taraftan gideceksiniz” deyip hayatımızı kolaylaştırmıştı. Var birşeyler 🙂

Göl kenarında, ağaçlar arasında bir kaç çadır, birkaç araba geçip biz de yerleştik. Nefis yıldızlar, nefis bir ortam, sabahı ve gölü görmek için sabırsızlanıyoruz. Derken 500 metre ileride bir erkek arkadaş grubu içip içip ses sistemlerinin performansını gösterecek şekilde müziğin sesini açıp oynamaya başlamazlar mı… Başlarlar, çünkü…

Ve sabah olur, Salda Gölü’ne uyanılır…

 

Aman bu nasıl bir güzellik böyle… Nefis bir doğa, göle kadar inen çoğunluk çam ağaçları, ağaçların arasında tabi ki her zaman karşılaştığımız çöpler! Çünkü… Her kampta keşif yaparken mutlaka 3-5 torba çöp toplayarak etrafımızı açıyoruz, yoksa insan yeşili, maviyi göremiyor.

Gölü gündüz gözüyle keşfetmek için dolaşmaya çıktık. Göle girilen, daha doğrusu girmenin keyifli olduğu ve en güzel mavinin olduğu bir bölge varmış, ona ulaşacağız. Fotoğrafa meraklı bir arkadaşımız gölün renginin tam öğle saatlerinde ve güneş tam tepedeyken muhteşem olduğunu söylemişti. Dinlediğimiz, aklımızda kalan uyarılar hep doğru çıktı 🙂

Evet, en güzel beyaz ile en güzel mavinin birleştiği bir bölge var.

Evet, öğle saatlerine yaklaşınca, güneş en tepeye çıkınca renk ve manzara fevkalade oluyor.

Salda birinci derece sit alanı, göl etrafında yapılaşma yok.  Araçların kumsala inmesine düzgün bir sistem ve yönetim ile izin verilmese şahane olur elbette ama öyle olmuyor. Kumsalda derme çatma bir kafe kurup işletenler, kimliksiz ama yetkili olduklarını beyan ederek kimini kumsala almayıp, girenlerin nasıl girdiğini de izah edemiyorlar. Yani bir bilinmez, bir kaos… Hele ki haftasonu tüm araçlar deniz kenarında…

Tepede bir yerde karavanımızı park edip göle indik.

Göle ilk girdiğinizde beyaz bir bataklığa girmiş gibi hissediyorsunuz.  Oldukça balçık, biraz çamur hissi var, tedirgin edici ama beyaz olduğundan çok da fena değil. Değişik bir duygu. Göl suyunda magnezyum, soda ve kil bulunuyormuş. Bazı bölgelerde, çok sığ suda olduğunuzu sanıp birden ayağınız ciddi batabiliyor, bu durum için dikkatli olmakta fayda var. Su bilek hizasındayken bir adım attım ve kasığa kadar gömüldüm, o an hafif bir ürperti geçirdiğimi itiraf etmelim. Ama hemen atlatıyorsunuz 🙂 Biraz ilerleyip ayağınız yerden kesilince olay mükemmelleşiyor, doğal bir havuzda, hem de kaldırma kuvveti tatlı sudan daha iyice olan –bilimsel bir açıklama değil, benim hissiyatım böyle oldu- berrak ötesi bir suda “ben burayı görmekte neden bu kadar gecikmişim? ama neyse ki şu an buradayım şükür duygusu ile” yüzmeye doyamıyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Salda ile ilgili çok fazla bilgi yok. 185 metreye varan derinliği ile Türkiye’nin en derin, dünyanın ise üçüncü en derin gölü deniyor. Salda tanıtım sitesinde yazıyor bu bilgi, onların yalancısıyız. Bakmak isterseniz linki şöyle : http://www.saldagolu.com/

Salda –net- çok güzel.

Salda –net- görmeye çok değer.

Salda –net- korunmalı.

Ve Özgür’ün drone, namı diğer ile uçangöz ile çektiği videomuz:

Çok sevdik ve 1 gece kalacakken kopamadık 1 gece daha uzattık Salda kampımızı. Ağustos sonu, geceleri Salda soğuk oluyor, çadır kampı yapacaklar varsa bu durumu dikkate alsınlar isteriz. Çünkü etraftan sabah uyandıklarında üşüdük diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktu! Otel var mı diye soran çok oldu arkadaşlarımızdan, var, tabelasını gördük ama ne yanından ne de yakınından geçtik o yüzden internetten araştırmakta ve gitmekte fayda var.

Merak edenler için mini notlar : Agartha bizi bozmadı, neyse ki sesi çok yayılmadı, mutluyuz 🙂 Salda’nın ardından Kaş’a doğru devam ederek planladığımız geziyi de yaptık.

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir