ŞEHİRLERE SIĞAMAYANLAR, YOLA KOYULANLAR…

Kentler dönüşürken (!), özkütlemiz yoğunlaştıkça yoğunlaşıyor… Yanımızdaki ile yekpare bir vücut olmadan binilebilen “az kalabalık” otobüsler, metrobüsler, haftasonları sıra beklemeden girilebilen mekanlar, kuş cıvıltısının farkedilebildiği yerler, boş bulunabilen bir ağaç gölgesi, bir piknik alanı günlük şaşkınlık ve şükrümüz oldu.

İstanbul artık dev bir şantiye, dört bir yanımız “hırsa dönüşen” kentin gürültüleri ile doldu, pencere açmak temiz bir nefes almak ise önümüzdeki 10 yıl için hayal oldu. Ey farkına varıp, rahatsız olanlar!; neden çekeriz ki bu çileyi? Hemen cevaplayalım; korku, aman düzenim bozulmasın korkusu…

Peki nereden biliriz ki alt üst olan hayatlarda, altın üstten daha mükemmeliklerle dolu olmadığını… Şems-i Tebrizi’nin şu dizelerine kulak ver, kendi gerçeğini keşfetmek için kendine bir şans ver; ” Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

Bu sabah Ormanevi’nden Mine’nin yazdığı bu güzel “başlangıç” yazısı ile güne başladık. Bize ait olmayan düzeni bozup, hayatın daha gerçek olan kısmını keşfe çıkan bu ekibin size de “yola çıkma enerjisi, değişimi başlatma motivasyonu” vermesi dileğiyle…

SONY DSC

 

Bir kırsala dönüş hikayesi

Hep bilindik hikâye aslında. Ofis, plazalar, günün üçte birinin dört duvar arasında geçmesi, güneşi görememek, tüketmekten tükenmek, yaptığın işlerin sonuçlarını somut şekilde görememek, yaratıcılığının, hayal gücünün, sezgilerinin günden güne körelmesi, doğadan ve kendinden git gide kopmak… Benim güzel bir işim vardı gerçi, doğa koruma alanında çalışmamdan ötürü ara sıra doğaya dokunabiliyor, nefes alabiliyordum. Yine de İstanbul’da yaşamak, her sabah Kadıköy’den Levent’e geçmek, elimdeki kitabın en heyecanlı yerinde, yani hiç müsait olmayan bir zamanda ‘müsait bir yerde’ inmek, okuduklarımın etkisi hala sürerken ve arkadaşlarımla uzun uzun sohbet etmek isterken bir ‘günaydın’la yetinip outlook’u açmak, dışarıda olmayı deli gibi isterken yalnızca camdan bakmak, bütün bunlar ancak belli bir süre yapabileceğim şeylerdi. Belli bir süre diyorum çünkü yaptığım iş de, tanıdığım insanlar da, İstanbul’da yaşamak da bana çok şey öğretti, asla yapmamalıydım demiyorum bu nedenle. Lakin hayat uzun bir yol ve bazen bir dönemecin önünde durup karar vermeniz gerekiyor. Benim için, uzun zamandır merak ettiğim o dönemece girmenin zamanı gelmişti sadece…

Bu güzel motivasyon yazısının devamı için

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir